TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA KİŞİLİK HAKKININ KORUNMASI -PART 1-

Temmuz 6, 2021 8 dakikada okuyabilirsiniz. 5 Görüntüleme

  1. KİŞİLİK HAKKI” KAVRAMI

“Kişilik hakkı” kavramından önce “kişi”nin tanımına bakmakta yarar vardır. Zira kişiden bahsedemediğimiz durumlarda kişilik hakkı da söz konusu olmayacaktır. TMK md. 28’e göre kişilik, tam ve sağ doğumla çocuğun ana rahmine düşmesiyle başlayıp ölümle sona erer. Ek olarak, hak ehliyeti ve hukuksal bağlamda “kişi” niteliğini haiz olmak eş anlamlıdırlar. Hak ehliyeti MK md. 8’e göre: “Her insanın hak ehliyeti vardır. Bütün insanlar haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.” Dolayısıyla kanundaki hak ehliyeti tanımından yola çıkarak “kişi” kavramı “haklara ve borçlara ehil olan kimse” olarak tanımlanabilecektir. Bu bağlamda TMK md. 8’in diğer bir görünümü hak ehliyetinin tüm insanlarca eşit olarak kullanılacağıdır. Bir insan yalnızca insan olduğu için hak ehliyetini kullanabilmektedir. (Dil, din, ırk, cinsiyet, mezhep, yurttaşlık durumu gibi farklılıkların bu anlamda bir önemi yoktur. Bu bağlamda hayvanların, bitkilerin, naaşın ve tüzel kişiliği haiz olmayan ortaklıkların hak ehliyeti yoktur. Haklara ve borçlara ehil olabilme durumunun “hak” kapsamındaki yansımalarından biri de kişilerin “kişilik hakkı”na ehil olabilmesidir.

“Kişilik hakkı” kavramının ne anlama geldiği TMK başta olmak üzere herhangi bir mevzuat yoluyla anlaşılamamaktadır. Bu kavram salt “halk dili” sınırları içerisinde ortaya çıkmış ve kullanılmaya devam edilmiştir. Yargıtay’a göre kişilik hakkı: “kişinin doğumla elde ettiği, bağımsız varlığını ve bütünlüğünü teşkil eden, yaşam, beden, ruh tamlığı, sırları, din, onur, saygınlık, ismi ve resmi ile aile bütünlüğü ve duygusal değerlerinin tümüdür.” Kavramın hangi anlama geldiği konusunda doktrinde çeşitli fikirler ortaya atılmışsa da günümüzde kabul edilen tanıma göre; kişilik hakkı, “kişinin toplumdaki saygınlığını ve kişiliğini özgürce geliştirmesini sağlayan varlıkların tümü üzerindeki hakkıdır”. Çoğunluk olarak kabul edilen tanım da aslında Yargıtay’ın kararlarına yansıyan tanımı kapsayacak niteliktedir. Ek olarak kanaatimizce gelişen teknoloji ve değişen dünya çerçevesinden bakıldığında daha kapsayıcı olduğundan hakkın korunması bağlamında kabulü daha doğru olacaktır. Örnek olarak (ödev konusuna dahil olan) kişisel verilerin elektronik ortamda hukuka aykırı tutulması durumunun kişilik hakkı ihlali olup olmayacağı konusunda TMK kapsamında bir koruma sağlanması gündeme gelebilecektir.

Kişilik hakkının tanımından sonra kavramın hangi nitelikleri haiz olduğu konusunun açıklanması gerekmektedir.

Kişilik hakkı,

  • Herkese karşı ileri sürülebilir.
  • Kişinin sağlığında devredilemeyen, ölümü halinde mirasçılarına geçmeyen yani devredilemeyen bir haktır.
  • Para ile ölçülemeyen hukuki varlıkları koruduğu için şahıs varlığı haklarına dahildir.
  • Yalnızca bir kişiye hasrolunmuştur. Dolayısıyla kişilik hakkını haiz kimse bu hakkını, hiçbir müdahale etkisinde kalmadan kullanabilecektir.

Görüldüğü üzere kişilik hakkı için belli nitelikler öngörülmüştür ancak kişilik haklarının ne olduğu sınırlı sayımla belirlenmemiştir ve dolayısıyla zamanla kişilik haklarına eklemeler yapmak mümkün olabilecektir. Tam da bu bağlamda kişisel verilerimizin de kişilik hakkına dahil olduğu ve bu bağlamda korumadan faydalanabileceği belirtilebilir. Gerçekten de kişinin adı, resmi ve sır alanı kişisel verilerle sıkı bir ilişki içerisinde bulunmaktadır

2. MEDENİ HUKUKTA KİŞİLİĞİN (VE KİŞİSEL VERİLERİN) KORUNMASI

TMK’nin “Dürüst davranma” başlıklı 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasına göre: “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” 2 nci fıkrasına göre: “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükümleri yer almaktadır. Anılan düzenlemeler, açıkça anlaşılabileceği üzere dürüstlük kuralına ilişkin genel bir ilke niteliğindedir. Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararında dürüstlük kuralına ilişkin olarak, “Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nun 2/I hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil; hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır.” ve “bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek durumundadır; aksi halde, haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir.” şeklinde açıklamalar getirmiştir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi genel ilke olarak dürüstlük kuralının geniş bir uygulama alanını haiz olduğu anılan YİB kararında: “Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hallerinde TMK md. 2 uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkan sağlar: haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonu yerine getirir.” şeklinde ifade edilmiştir. TMK md. 2’nin kapsamının sınırlı olmaması ve uygulanmasının uygun düştüğü tüm durumlarda uygulanması gerekliliğinden bahisle kişisel verilerin işlenmesi bakımından temel ilkelerden olan hukuka ve dürüstlük kuralına uygun olma ilkesinin TMK md. 2 çerçevesinde değerlendirilmesi ve hatta TMK md. 2’nin KVKK’deki yansıması olduğu söylenebilir. Ayrıca burada belirtmek gerekir ki, KVKK’de böyle bir ilke mevcut olmasaydı dâhi kişisel verilerin işlenmesi konusunda dürüstlük kuralının uygulama alanı bulacağı açıktır.

TMK’nin 23 üncü maddesi, kişinin hak ve fiil ehliyetinden vazgeçmesini ve özgürlüğünü hukuka ve ahlaka aykırı olarak sözleşmeyle aşırı derecede sınırlandırmasını engellemektedir. Bu bağlamda örneğin kişi; artık hiçbir şekilde borç altına girmeyeceğine ilişkin bir taahhüt veremez. Anılan maddenin 3 üncü fıkrasında ise bir istisna öngörülmüştür. Buna göre “insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli” gerçekleştirilebilir. Ancak bu yönde taahhüt altına girmiş bir kişi edimi ifaya zorlanamaz ve bu sebeple yaptırıma tabi tutulamaz.

TMK md. 23’ e aykırılığın yaptırımı TBK md. 27’de düzenlenmiştir. Buna göre: “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.”Dolayısıyla kişinin içsel korunmasına aykırı olarak sözleşme yapması halinde bu sözleşme kesin hükümsüz olacaktır.

TMK md. 24’te ise kişilik hakkı ihlal edilen kişilerin, saldırıda bulunanlardan dava yoluyla korunma isteyebileceği düzenlenmiştir. Bunun dışında kişilik hakkı ihlalinin hangi durumlarda hukuka uygun sayılacağı da anılan maddenin 2 nci fıkrasında düzenlenmiştir. TMK md. 24’ün kişisel verilerin korunmasıyla yakından ilgisi bulunmaktadır. Bu nedenle anılan maddenin ayrıntılı olarak incelenmesinde yarar görmekteyim.

İlk olarak TMK md. 24/1’de öngörülen dava açma yoluna kişilik hakkı ihlallerinde başvurulup başvurulamayacağı tartışılmalıdır. KVKK md. 11/1-ğ’de düzenlenen hüküm aynen şu şekildedir: “Herkes… Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme …hakkına sahiptir.” Görüldüğü üzere kişisel verileri hukuka aykırı olarak işlenen ve bu sebeple zarara uğrayan kimse, veri sorumlusundan zararın tazminini talep etme hakkına sahip olacaktır. KVKK’de açık bir hüküm öngörülmediği için genel kanun olan TMK’nin ilgili hükmüne (md. 24/1’e) göre tazminat talebi mümkün olacaktır. Yargıtay’da vermiş olduğu bir kararında; cinsel saldırıya maruz kalarak mağdur olan davacının ve suçu sabit görülerek mahkum edilen failin isimlerinin açıkça bir kitapta kullanılmasını Anayasa’nın 20 nci maddesindeki “Özel hayatın gizliliği” ve TMK’nin 24 üncü maddeleri kapsamında değerlendirmiş, kişilerin adlarının kişisel veri niteliğinde olduğuna ve kişilik hakkıyla kişisel verilerin korunması arasındaki ilişkiye yönelik açıklamalar getirmiştir. Davacının yaşadığı olumsuz olaydan sonra yeniden bir hayat inşa edebilmesi için “unutulma hakkı”na sahip olduğu ve talihsiz olayın anlatıldığı kitapta açıkça adının kullanılmasının hak ihlaline neden olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Anılan kararın bir kısmı şu şekildedir:

“4 yıl önce gerçekleşen bir olayın mağduru olan kişinin adının açık bir şekilde yazılarak kitapta yer alması halinde unutulma hakkının bunun sonucunda da davacının özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiği kabul edilmelidir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın “Google Kararı”nda açıkladığı gibi ilgili verinin kamu hayatında oynadığı önemli rol ve halkın ilgili veriye yönelik yoğun ilgisi şeklinde, üstün bir kamu yararını ortaya koyan özel sebepler bulunmadığına göre bilimsel esere alınan kararda kişisel veriler açık bir şekilde yer almamalıdır.”

İkinci olarak TMK md. 24/2’de kişilik hakkı ihlalini hukuka uygun hale getiren sebepler düzenlenmiştir. Bunlar; “kişilik hakkı zedelenenin rızası”, “kişilik hakkından daha üstün nitelikteki özel veya kamusal yarar”, ve “kanunun verdiği yetkiyle kişilik hakkının ihlal edilmesi”dir. Anılan hukuka uygunluk sebepleri KVKK md. 5’te düzenlenen “Kişisel verilerin işlenme şartları” ve md. 6’da düzenlenen “Özel nitelikli Kişisel verilerin işlenme şartları” hükümleriyle paralellik içermektedir.

Gerçekten de TMK’de kişilik haklarına saldırıda zarar görenin rızası, üstün nitelikteki özel veya kamusal yararın bulunması ve kanunun verdiği yetkiyle kişilik hakkı ihlalinin gerçekleşmesinin hukuka uygun sayılması halleri, KVKK kapsamındaki ilgili kişinin açıkça rızası olmadan kişisel verilerinin işlenememesi, veri sorumlusunun hukuki yükümlüğünü yerine getirirken ve meşru menfaatlerinin gereği olarak veri işlemesi durumlarında ilgilinin açık rızasının aranmaması durumlarıyla bağlantılı, hatta TMK’deki anılan hükümlerin KVKK’deki yansıması olduğu sonucuna ulaştırabilir.

Bu aşamada (konuyla ilgili olan) TMK ve KVKK’deki benzer hükümlerin tablo içerisinde gösterilmesinde yarar görmekteyim;


Av. Çağrı AYBOĞA

Çağrı Ayboğa